Ekim Devrimi ışığında… Kadınlar ve toplumsal devrim

Özel mülkiyet düzenine vurarak, kadının kurtuluşunun önkoşullarını yaratan Ekim Devrimi, burjuva düzene ait yasaları devrimin ilk günlerinde paramparça etmiş, kadını toplumsal üretime aktif bir şekilde dahil etmiş, onun kölelik prangaları olan ev işleri, çocuk bakımı vb. işleri toplumsallaştırma yönünde adımlar atmış, binlerce yıllık ataerkil geleneklere karşı sistematik mücadeleyi başlatmıştır.

“Ekim Devrimi insanlık tarihinde yeni bir sayfaydı. Paris işçilerinin kısa ömürlü Komün deneyi dışında tutulursa, kendinden önceki tüm devrimlerden temelden farklıydı. O güne kadar insanlığı ilerleten her devrim, bir sömürü biçimi yerine bir başka sömürü biçimini, bir mülkiyet biçimi yerine bir başka mülkiyet biçimini koymayı amaç edinmiş, sömürücüler değişmiş fakat sömürü devam etmiş, mülk sahibi sınıflar değişmiş, özel mülkiyet sürmüştü. Oysa Sosyalist Ekim Devrimi, sömürüyü ve mülkiyeti kaldırmayı hedefleyen bir devrimdi; bunu ilke ve amaç edinen bir devrimler dönemini, proletarya devrimleri dönemini başlatmıştı.” (Buz Kırılmış, Yol Açılmıştır / Ekim, sayı:2, Kasım 1987)

Sömürüyü ve mülkiyeti kaldırmayı hedefleyen Ekim Devrimi, kadının kurtuluşunun koşullarını da yarattı. Zira, kadının baskı ve ezilmişliğinin kökeninde özel mülkiyet düzeni yatıyordu. Sorunun kaynağına neşter vurmak, çözüm için koşulların yaratılması anlamına geliyordu.

Bolşevikler başından itibaren devrimin temel gücü olarak işçi sınıfını gördüler. Kadını ve erkeği ile milyonlarca emekçi olmaksızın mücadelenin başarıya ulaşamayacağı inancıyla hareket ettiler. Kadın işçi ve emekçiler içinde etkin bir çalışma yürüterek örgütlendiler. Bir Bolşeviğin deyimiyle, “Kadın hareketinin proleter hareketin büyük nehrine dökülen akışı” içinde güçlendiler. Devrimi hazırlama mücadelesine aktif bir şekilde katılan kadınlar, bu mücadele içinde değiştiler, özgüven kazandılar, özgürleştiler.

Bolşevikler ve burjuva kadın hareketi

Burjuva kadın hareketi kapitalist gelişmenin ürünü olarak ortaya çıkar. Rusya’da ise 1905 Devrimi öncesine dayanır. Orta sınıf ve aydın kadınlara dayalı olan hareket, otokratik rejimde kadınların ezilen cins olmasına karşı çıkarak kadın haklarının sağlanması, asıl olarak burjuva düzenin inşası istemiyle hareket eder.

1905 Devrimi’nin toplumda yarattığı sarsıntıdan burjuva kadınlar da etkilenirler ve hak eşitliği temelinde çeşitli birlikler kurarlar. Bunlardan en önemlisi, “Kadınların Eşit Haklar Birliği”dir. Bu birlik kadın işçiler içinde de faaliyet yürütür, fakat her seferinde bu çalışmalar dağılır. Zira  burjuva kadınlar ile kadın işçilerin istemleri arasında çatışma yaşanır. 1905 Devrimi’nin en yoğun dönemlerinde gerçekleşen birliğin kuruluş kongresinde dahi, bir grup işçi kadının “eşit işe eşit ücret“, “ana ve çocuk sağlığının korunması“ vb. talepleri reddedilir. İstemler, cumhuriyet, eşit ve genel oy talepleriyle ile sınırlı tutulur.

Aynı dönemde, sınıf hareketi içinde kadın işçilerin de uyanışı söz konusudur. Kollontay kadın işçilerin durumunu şu sözlerle özetler: “Kargaşa, huzursuzluk ve grevlerin sürdüğü bir zamanda, ezilmiş, ürkek ve hiçbir hakkı olmayan proleter kadın aniden büyüdü, dik ve düz durmayı öğrendi. Emek hareketine katılmak, kadınları sadece emek güçlerini satan insanlar olarak değil, birer kadın, eş, anne ve ev kadını olarak da özgürlüğe yaklaştırdı.”

Bolşevikler, burjuva kadın hareketi karşısında net bir bakışa sahiptirler. Rusya’da emekçi kadın mücadelesinin öncülerinden Kollontay feminizmi, “burjuva kadınların birlik, dayanışma ve böylece ortak düşmanları gördükleri erkekleri reddetme mücadelesi” olarak tanımlar. Bolşevikler kadın hareketi karşısında “sağlam sınıf çizgisi”ne dayalı ilkesel tutumlarından ödün vermezler. Ancak sınıf hareketinin çıkarları temelinde kadın hareketiyle ilişkide taktik tutumlar da geliştirirler. 1908 Aralık’ında gerçekleşen Birinci Tüm Rusya Kadınlar Kongresi, Bolşeviklerin burjuva kadın hareketiyle ilişkilerine çarpıcı bir örnektir.

Stolipin gericiliği ile birlikte kitle hareketinin gerilemesi karşısında, burjuva kadın hareketinin sözcüleri, kadın hareketini toparlamak hedefiyle kongre çağrısında bulunurlar. Sosyal demokratlar görüşlerini açıklamak amacıyla kongreye katılma kararı alırlar. Zira, azımsanmayacak sayıda kadın işçi kongreye ilgi duyar ve ön hazırlık süreçlerine katılır. Sosyal demokratlar arasında üç eğilim belirir. “Feministlerle işbirliği yapılmamasını, asgari katılımı ve mümkün olduğu kadar çabuk kongreden ayrılmayı isteyen Bolşevikler, kongredeki demokratik unsurlardan kopmayı reddederek ve genel bir demokratik ittifak yaratmayı savunarak karşı konumda yer alan Menşevikler ve kadın sorunlarını ilgilendiren tüm temel noktalarda sosyalistlerle feministler arasında çelişkileri açıklığa kavuşturmakta ve gidermekte ısrarlı olan Kollontay.” (Tony Cliff, Kadınların özgürlüğü ve sınıf mücadelesi, s.110)

Kongre boyunca, burjuva kadın temsilcileri ile işçi grubu arasında tartışmalar yaşanır. Sınıf çatışması her noktada kendini gösterir. Son gün, burjuva kadınlarla hiçbir işbirliğinin olanaklı olmayacağını söyleyen Bolşevikler salonu terkederken, Menşevikler kalmayı tercih ederler. Kongre kadın işçilere, burjuva kadınlarla birleşmenin olanaklı olmadığını ve yararsız olduğunu tüm açıklığıyla gösterir.

Sınıf hareketi yeniden yükseldiğinde, Bolşeviklerin kadın işçiler içinde yürüttükleri çalışma ve mücadelede, karşılarında burjuva kadın hareketi sözcülerinden öte Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler vardır. Bu açıdan iki çarpıcı örnek, 1913-1914 emekçi kadınlar günü kutlamaları ve savaş karşısındaki tutumdur.

1913 ve 1914 yıllarında emekçi kadınlar günü eylemlerine, sadece kadınların katılmasını isteyen Menşevikler ve tüm işçi sınıfının katılımında ısrar eden Bolşevikler arasındaki ayrım çok nettir. Rabotnitsa’nın (Kadın İşçi gazetesi) ilk sayısının başyazısında Krupskaya, Bolşevizm ile feminizm arasındaki keskin ayrım çizgilerini ortaya koyar.

Emperyalist savaş ise tam anlamıyla turnusol kağıdı işlevi görür. Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler liberallerle birlikte anavatan savunuculuğu tutumu alırken, Bolşevikler emperyalist savaş karşısında devrimci iç savaşı büyütme çağrısını yükseltirler. Kadınlar arasında da bu temelde ajitasyon yürütürler.

Ekim’den günümüze kadın sorununda devrimci sınıf çizgisi

100. yılında Ekim Devrimi, dünyada ve ülkemizde çok yönlü olarak ele alındı, tartışıldı, üzerine yazılar yazıldı, yazılıyor.

Günümüz feministleri ve sosyalist-feministleri Ekim Devrimi’ni anarken, olguları kendi çizgilerine göre yorumlamayı sürdürüyorlar. Kadın sorunu konusunda pratikte, dönemin menşevikleri ve Sosyalist Devrimcilerinin oynadıkları rolü oynamaya devam ediyorlar.

Ekim Devrimi değerlendirmelerine kadın sorununda amalı-fakatlı cümleler eşlik ediyor. Temelinde ise, kadının özgürleşmesinde toplumsal devrimin “başarılı olamadığı”, patriarkanın cinsel sömürüsünün yok sayıldığı, kadınlar üzerinde iki ayrı dinamiğin “sömürüsü” iddiası var.

Bu iddianın gerisinde, kadın sorunu ile özel mülkiyet arasındaki ilişkinin görülmemesi yatıyor. “Ataerkilliğin, maddi üretim tarzı üzerinden şekillen üstyapısal bir olgu olduğu gerçeği görülememektedir. Ataerkil kültürle sonuç alıcı bir mücadele için temel ön koşulun, bu gerici kültürün yaşam bulduğu maddi altyapının, yani kurulu düzenin toplumsal bir devrimle yıkılması olduğu da bundan dolayı kavranamamaktadır. Ki her zaman vurguladığımız gibi, toplumsal bir devrim kadının ezilmişliği sorununun çözümü için uygun başlangıç zeminini yaratacaktır. Kuşkusuz ki kökleri derinde olan bu ‘bin yıllık’ soruna karşı uzun erimli bir ideolojik mücadele süreci gerekecektir. Bu mücadeleler sonucundadır ki sosyalizmde kadın ve erkek yeni toplumun yeni insanı olarak eşitlenecektir.” (Kadın devrimi tartışmaları üzerine, Ç. İnci)

Özel mülkiyet düzenine vurarak, kadının kurtuluşunun önkoşullarını yaratan Ekim Devrimi, burjuva düzene ait yasaları devrimin ilk günlerinde paramparça etmiş, kadını toplumsal üretime aktif bir şekilde dahil etmiş, onun kölelik prangaları olan ev işleri, çocuk bakımı vb. işleri toplumsallaştırma yönünde adımlar atmış, binlerce yıllık ataerkil geleneklere karşı sistematik mücadeleyi başlatmıştır. Toplumsal yaşam ve devlet yönetiminde kadının bu denli özne haline geldiği başka bir örneği görmek olanaklı değildir. Ancak sosyalizm deneyiminin temelde tarihsel güçlükler sonucu yenilmesi ve bunun bir parçası olarak kadınların özgürleşmesi yönünde atılan adımların sekteye uğraması, günümüz feminist ve sosyalist-feministlerinin, “sosyalizmin” kadının özgürleşmesine yetmeyeceği savına dayanak oluşturmaktadır.

Aynı bakışın ürünü olarak Ekim Devrimi’nde kadınların rolü çarpık ele alınabilmektedir. Ekim Devrimi, ne “kadın eksenli” bir devrimdir ne de kadınların devrime katılımındaki temel itki “cinsiyet ayrımı”dır. Ekim Devrimi, sömürü ilişkilerine temellerinden vuran bir toplumsal devrimdir. Ekim Devrimin’de kadınlar muazzam bir rol oynamışlardır. Ancak çifte baskı ve ezilmişliği yaşayan kadın işçi ve emekçilerin hareket noktası sınıf sömürüsüdür. 1905 Devrimi’nde de, Şubat Devrimi’ne varan kitle grevleri ve Şubat’tan Ekim’e giden dönemde de böyledir. Sınıfsal baskı ve sömürüye karşı mücadele ve sınıfsal talepler, kadın işçilerin temel hareket noktası olmuştur. Bu mücadele içinde gücünün farkına varan ve özgüven kazanan kadın işçiler, cinsel baskı ve eşitsizliğe karşı da seslerini yükseltmişlerdir. 

Kadınların Ekim Devrimi’nde etkin bir rol oynamalarında Bolşevik Parti’nin çok özel bir yeri vardır. Başta A. Kollontay, N. Krupskaya ve İ. Armand olmak üzere pek çok Bolşevik kadın, kadın işçilerin örgütlenmesi mücadelesinde yer almışlardır. Burjuva kadın hareketi temsilcileri ile onların sözcülüğünü yapan Menşeviklere ve Sosyalist Devrimcilere karşı mücadele yürütmüşlerdir.

Ekim Devrimi’nin 100. yılında, Bolşeviklerin kadınlar arasında yürüttükleri çalışmaları, taktik politikalardan oluşturdukları örgütlülüklere kadar deneyimlerini incelemeli, faaliyetimize yol gösterecek sonuçlar çıkarabilmeliyiz.