Topluma Ortaçağ karanlığı dayatılıyor! Panzehiri toplumsal mücadeledir!

Dinci-faşizmin odağı haline getirilen AKP iktidarı ekonomik, sosyal, siyasal, ideolojik, kültürel vb. tüm alanlardan saldırmaktadır. Buna rağmen kapitalist baskı ve sömürüyü ağır biçimde yaşayan işçiler ve emekçiler üzerinde şoven-dinciliğin ideolojik etkisi devam etmektedir. Bu etkiyi kırabilmenin, bu kaba saldırıyı püskürtmenin tek yolu toplumsal mücadeledir, devrimci sınıf hareketidir.

“Dinci gericilik akımları AKP iktidarı öncesine kadar Diyanetin kaldırılmasını hararetle isterlerdi. Onu devletin elinde dinsel etki alanını kontrol etmenin, dolayısıyla kendi etkilerini sınırlamanın bir aracı sayarlardı. Ama aynı araç kendi ellerine geçtiğinden beri, halen onu bugüne dek görülmemiş ölçülerde, bu arada adeta resmi bir fetva kurumu olarak en etkin biçimde kullanıyorlar.” (Tarihsel temelleriyle Türkiye’de dinsel gericilik, H. Fırat)

Diyanet fiilen İslami gerici iktidarın “fetva” kurumu gibi davranıyor. Akıldışı fetvalarla işi ifrata vardıran bu kurum, Ortaçağ gericiliğine taş çıkartıyor. Tek adam diktası tahkim edilirken Diyanetin bu kadar öne çıkması tesadüf olmasa gerek.

Toplumun geniş kesimlerinde tepki uyandıran fetvalar verdiğinde bile Diyanete kalkan olan Tayyip Erdoğan AKP’si, Ortaçağ karanlığını topluma dayatma hamlesinin tepeden planlandığına işaret ediyor. Son fetvasını kız çocuklarının 9, erkek çocuklarının 12  yaşında evlenebileceği üzerine veren Diyanet, her tür insani ve ahlaki değeri ayaklar altına alacak kadar pervasızlaşmış bulunuyor.

Bütçesi on iki bakanlığı geride bıraktı

2018’de Diyanet İşleri Başkanlığı’na oniki bakanlığın bütçesinden daha fazla para ayrılacağı açıklandı.

Son on yıldır Diyanetin bütçesi genelde sekiz-dokuz ayda tüketiliyor. Kalan üç-dört ay için ek bütçe sağlanıyor. Hem bütçeyi hortumlayan hem sermayenin organik bir paçası haline gelen bu kurum binlerce işyerine sahip. Camilerin çoğunun alt katlarında büyük süpermarketler faaliyet gösteriyor. Yani vergi vermeyen, elektrik ve su faturası ödemeyen, zerre kadar değer üretmeyen bu kurum, emekçilerin ürettiği toplumsal servetten büyük bir paya el koyuyor. Diyanetin başındaki zatın makam aracının da bir milyon (eski paraya göre bir trilyon) değerinde olduğu biliniyor

Hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete fetva yok!

Kirli ellerini kadınların ve çocukların bedenlerinden çekmeyen Diyanet, olur olmaz, ilgili ilgisiz her konuda fetva yayınlıyor. Pervasızca gündemde tutulan bu kurum, toplumsal yaşamı Ortaçağ zihniyetiyle yeniden düzenleme planının temel araçlarından biridir. Kurumun başındaki zat her alanda konuşuyor, ancak konu yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, ayakkabı kutularındaki dolarlar, Malta-Man adalarına para kaçırma olunca, tek kelime etmiyor.

Her konuda ahkam kesenlerin konu yolsuzluk, rüşvet vb.’ne gelince suskunluğa gömülmeleri, kendilerinin de bu kirli kaynaktan besleniyor olmalarındandır. Çocuk  tecavüzleri konusunda konuşmaktan imtina edenlerin çocukların bedenlerini “cinsel nesne” ilan etmeleri ise çürüme ve yozlaşmanın dipçukuruna battıklarının ispatıdır. Burjuvazi ne kadar yoz bir sınıfsa, artı-değerden pay alarak ona hizmet edenler de aynı şekilde yozlaşmaya mahkumdur. Bugün bu kurumda yaşanan da budur.

Misyonu toplumsal mücadeleyi önlemek

Feodal sistemi yıkmak için mücadele ederken dine karşı devrimci tutum alan burjuvazi, mülk sahibi sömürücü sınıf konumuyla iktidarı ele geçirdiği andan itibaren dini istismar etmeye başladı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de süreç böyle işlemiştir. Emperyalist-siyonist güçler ile Türkiye burjuvazisi ise, 21. yüzyılın başında İslami gericileri iktidara taşıdılar. 15 yıldır bir kabus gibi ülkenin üzerine çöken burjvuva gericiliğinin bu en bağnaz temsilcileri, düzenin tetikçiliğinden düzenin efendileri konumuna yükseltildiler.

Burjuvazinin İslami gerici akımı iktidara taşıyıp dikta rejimine yol vermesi, Diyanetin bütçeyi hortumlamasına göz yumması, sistemin böyle bir yönetime mahkum hale gelmesinden kaynaklanıyor. Artık TÜSİAD’da temsil edilen modern burjuva kesimi bile anayasası çöpe atılmış bir yönetime de, Diyanetin meczuplarına da katlanıyor. Zira toplumsal mücadeleyi önleyebilmek, emekçilerin sınıfsal kimliğini yozlaştırıp kaderciliğin karanlık dehlizlerine sürükleyebilmek için din bezirganlarına, inanç istismarcılarına muhtaçlar. 

Karanlığın kaynağını kurutmak için anti-kapitalist mücadele!

“Burjuvazinin sosyal uyanışa ve mücadeleye, dolayısıyla sol gelişmeye ve devrimci dalgaya karşı özel bir tarzda teşvik edilip beslenen dincilik ile şoven milliyetçilik akımları bu ikili özelliğe bir arada sahiptiler. Dincisi milliyetçi, milliyetçisi dinciydi. Bugün birbirleriyle bu kadar kolay buluşmalarının gerisinde aynı zamanda bu var.” (agm)

Bugün toplumsal mücadelenin önündeki temel engellerden biri, gericiliğin bu en bağnaz iki temsilcisinin ittifakıdır. Başa getirildiği günden itibaren AKP’nin stepnesi olan Devlet Bahçeli MHP’sinin tam desteği olmasaydı, İslamcı gericilerin bu kadar pervasızlaşmaları mümkün olmazdı.

Dinci-faşizmin odağı haline getirilen AKP iktidarı ekonomik, sosyal, siyasal, ideolojik, kültürel vb. tüm alanlardan saldırmaktadır. Buna rağmen kapitalist baskı ve sömürüyü ağır biçimde yaşayan işçiler ve emekçiler üzerinde şoven-dinciliğin ideolojik etkisi devam etmektedir. Bu etkiyi kırabilmenin, bu kaba saldırıyı püskürtmenin tek yolu toplumsal mücadeledir, devrimci sınıf hareketidir. Anti-kapitalist mücadele yükseltilmeden, işçi ve emekçiler bizzat sosyal mücadeleler içerisinde eğitimden geçip bilinçlenmeden, ne bağnaz dinciliğin ne de şoven milliyetçiliğin etkisi parçalanıp, tarihin çöplüğüne atılabilir.

***

 

Arkasında ABD emperyalizmi var!

“Dünyada, özel olarak Türkiye’de dinsel gericiliğin güç kazanmasının gerisinde başından itibaren emperyalizm, özellikle de Amerikan emperyalizmi var. ‘60’lı yıllardan itibaren Türkiye’de dinci parti gerekli düşüncesi CIA uzmanlarının hazırladığı raporun önerisiydi. ‘70’li yıllarda ‘Yeşil kuşak’ projesi, Sovyetler Birliği’ni kuşatmaya yönelik emperyalist bir politika ve plandı. Amaç İslami dinsel gericiliği komünizme karşı etkili bir silah olarak kullanmaktı. Ha keza, 12 Eylül cuntasının arkasında Amerikan emperyalizmi vardı ve bunun dinin önünün en çok açıldığı bir tarihsel dönem olduğunu biliyoruz.

“Bütün bunları ‘90’lı yıllarda ‘ılımlı İslam’ projesi tamamladı. Yine Amerikan emperyalizminin bir projesidir. Bu proje çerçevesinde Tayyip Erdoğan, daha henüz İstanbul belediye başkanı iken, geleceğin ‘ılımlı İslami lideri’ olarak CİA uzmanları tarafından hazırlanmaya başlandı. Amerikan büyükelçilikleri, konsoloslukları onunla özel ilişkiler kurdular, güç, cesaret ve yön verdiler. Bu ilişkilerin ve çabaların bir sonucu olarak, AKP, bugün bütün açıklığı ile ortaya çıktığı gibi, emperyalizmin ve siyonizmin bir proje partisi olarak gündeme geldi ve çok geçmeden iktidar gücü düzeyine ulaştı.”

(Tarihsel temelleriyle Türkiye’de dinsel gericilik, H. Fırat)