Soçi öncesi İdlib ve Rojava gerginliği

Türk sermaye devleti, iki ipte birden oynamaya çalışan cambaz misali, kendi bölgesel çıkarlarını ve önceliklerini Astana ve Cenevre görüşmeleri üzerinden hayata geçirmeye çalışıyor. Fakat her iki alanda da günbegün ciddi açmazlarla karşı karşıya geliyor.

Emperyalistlerin kundakladığı Suriye savaşı sona doğru yaklaşırken, savaş sonrası sürece dair belirsizlikler sürüyor.

Özellikle Rojava ve İdlib düğümlerinin hangi şekilde çözüleceği ise tam anlamıyla muamma. Ülkenin geleceğini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen ABD ve Rusya, süreci iki ayrı masa üzerinden ilerletmeye çalışıyor; Astana ve Cenevre.

Türk sermaye devleti ise iki ipte birden oynamaya çalışan cambaz misali, kendi bölgesel çıkarlarını ve önceliklerini Astana ve Cenevre görüşmeleri üzerinden hayata geçirmeye çalışıyor. Fakat her iki alanda da günbegün ciddi açmazlarla karşı karşıya geliyor.

Soçi öncesi İdlib gerilimi

29-30 Ocak'ta Rusya'nın Soçi kentinde toplanacak olan Ulusal Diyalog Kongresi öncesi, Suriye ordusunun İdlib'e yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar, Türkiye ile Rusya, İran ve Suriye arasında bir kez daha gerilimleri tırmandırdı. Suriye rejiminin İdlib'deki operasyonlarını, Astana Zirvesi'nde yapılan “Gerginliği Azaltma Bölgeleri” anlaşmasının "ihlali" olarak değerlendiren Türk Dışişleri, Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile İran'ın Ankara Büyükelçisi Muhammed İbrahim Fard'ı bakanlığa çağırdı. Konuya ilgili basına açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Suriye'de rejim, Nusra bahanesiyle ılımlı muhalifleri vuruyor, bu tutum siyasi çözüm sürecini baltalar. Soçi'de bir araya gelecek kesimler bunu yapmamalı” ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin İdlib açıklamalarına karşı Rusya'nın yanıtı gecikmedi. Rusya Savunma Bakanlığı yayınladığı bir açıklama ile 5 Ocak gecesi cihatçı çetelerin Suriye'deki Hmeymim ve Tartus üslerine saldırısında kullandığı İnsansız Hava Araçları'nın (İHA) İdlib'den gönderildiğini duyurdu. Bakanlık İHA'ların İdlib'de "ılımlı" olarak sınıflandırılan silahlı militanların kontrolünde olan Muazara mahallesinden havalandıklarını belirtti. Rusya Savunma Bakanlığı'nın ayrıca Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a mektup gönderdiği belirtiliyor. Söz konusu mektupta “Türkiye'nin, kontrolündeki silahlı grupların çatışmasızlık rejimine uymasını sağlamak konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği” hatırlatıldığı vurgulanıyor.

Sermaye devletinin PYD açmazı

Sermaye devletinin PYD'nin Suriye'deki Ulusal Kongre'ye katılmasını engelleme girişimlerinin aralıksız devam ettiği biliniyor. Mevlüt Çavuşoğlu'nun Soçi'de gerçekleşecek kongre üzerinden yaptığı açıklamalarda Dışişleri Komisyonu’nda PYD’nin bu toplantıya katılmaması için girişimlerin sürdüğünü ve katılmaları durumunda Soçi’de olmayacaklarını yinelediği belirtiliyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Erdoğan'ın “Fırat Kalkanı Harekâtı’yla attığımız adımı Afrin ve Mınbiç’te devam ettirerek ardından da tüm sınır boylarını güvene ve huzura kavuşturarak bu süreci inşallah tamamlayacağız” yönlü açıklamalar ise, dünya kamuoyu tarafından fazla ciddiye alınmıyor. Zira Erdoğan yönetiminin Kuzey Suriye politikası, hem Rusya hem de ABD için bir anlam ifade etmiyor. Dahası aralarındaki ilişkinin daha da gerilmesine zemin hazırlıyor.

“ABD'nin Suriye'de kalmasını istiyoruz”

Öte yandan bu gelişmelere paralel olarak PYD’nin etkin olduğu Rojava cephesinden dikkat çekici açıklamalar geldi. ABD emperyalizminin Suriye'de kalması gerektiği vurgulanan açıklamalarda ABD'nin Kuzey Suriye Federasyonu'nu pratik olarak tanıdığı iddia edildi.

Konuyla ilgili olarak Sputnik'e konuşan Cezire Kantonu Dışişleri Konseyi Eşbaşkanı Ebdulkerim Omer, Kuzey Suriye Federasyonu'nun ABD ile iyi ilişkiler içinde olduğunu ve ilişkileri daha da geliştirdiğini belirtti. Omer'in verdiği röportajda şunları ifade ettiği vurgulanıyor:

“ABD'nin Kuzey Suriye Federasyonu'nu resmen tanıması zaman alır. Bu, diplomatik bir meseledir. Hemen olmaz. Adım adım olur. Fakat pratikte şimdi yaşanan tanımadır.”

“ABD, Suriye'nin kuzeyinde daha uzun yıllar kalacak. Çünkü yıkılan yerlerin onarılmasına ve sığınmacıların geri dönüşüne yardımcı olacak. ABD, sınır güvenliği konusunda da yardım edecek. Bizimle ABD arasındaki anlaşmalar da devam edecek. ABD'nin bölgede kalmasını biz de istiyoruz. ABD ile ilişkilerimiz ve işbirliğimiz sürecek.”