Erdoğan’ın Fransa ziyareti

Kirli çıkar ve karanlık emeller dışında ilke tanımamak, yani sınırsız bir pragmatizm dinci-gericilerin en temel niteliğidir. Dolayısıyla, içinde debelendiği açmazlar nedeniyle batılı devletlerle yeniden ilişkilenmesinde şaşılacak bir şey yoktur.

Sermaye devleti geçtiğimiz yıl başta Almanya ve Hollanda olmak üzere birçok Avrupa ülkesiyle, Erdoğan’ın özel katkısıyla ciddi gerilimler yaşamıştı. Önce Almanya ile mülteciler sorunu konusunda, ardından Erdoğan’ın seçimlerde oy devşirmek amacıyla bu ülkede mitingler yapmasına izin verilmemesi nedeniyle karşı karşıya gelinmişti. Erdoğan’ın Alman hükümetinin bu tutumunu bir “Nazi uygulaması” olarak nitelemesi ilişkileri iyice germişti.

Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri, en çok da Almanya ile, vazgeçemeyeceği ekonomik-ticari ilişkilere sahip. Öte yandan saldırgan ve maceracı dış politikaları yüzünden bulunduğu coğrafyada ve dünyada büyük bir yalnızlığık yaşıyor. Bu nedenle AB ile, özellikle de AB’nin motor gücü olan Almanya ve Fransa ile ilişkileri normalleştirmek yakıcı bir ihtiyaç haline gelmişti.

Erdoğan önce AB üyesi olma dışında bir rolü olmayan Polonya’yı ziyaret etti. Onu, fiyasko ile sonuçlanan Yunanistan ziyareti izledi. Ocak ayı başında ise Fransa ziyaretini gerçekleştirdi. Dikkati çeken bir diğer gelişme, eş zamanlı olarak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Alman meslekdaşı Sigmar Gabriel tarafından, üstelik evinde ağırlanması oldu.

Macron’un söyledikleri, Erdoğan’ın anlamak istemedikleri!

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Erdoğan’ı ünlü Elize Sarayı’nda kabul etti. Fransız diplomasisinin inceliklerini de kullanarak, ne söylemek istiyorsa dile getirdi. Her defasında yineledikleri, Avrupa’nın ortak değerleri olarak kodladıkları düşünce ve ifade özgürlüğü, tutuklu gazeteciler sorunu, muhaliflere karşı tutum vb. konulara değindi. Macron tüm bunları, “AB’nin en çok gözettiği değerler” olduğuna bağlamayı ihmal etmedi.

Erdoğan ziyaret sırasında bunların kendisine hatırlatılacağını biliyordu, dolayısıyla hazırlıklıydı. Macron’un söylediklerini sükunetle dinledi. Konuşmasında bu hususlara değinmekten özenle kaçındı. Zira Fransa’ya ilişkileri gerecek yeni tartışmalar için değil, AB ile karşılıklı kirli çıkarlara dayalı ilişkilerini mümkünse onarmak için gelmişti. Bunun için en uygun ülke her şeye rağmen Fransa idi.

Erdoğan bir gazetecinin sorusuna verdiği agresif cevaplar dışında, ziyaret sırasında büyük ölçüde amacına uygun davrandı. Ancak bu yandaş medyanın ve uyuşturulmuş tabanın alışkın olduğu bir durum değildi. Erdoğan onların bu yönlü merak ve rahatsızlıklarını, “Macron’un söylediklerini anlamak istemedim” diyerek savuşturdu.

Kirli çıkarlar, kirli hesaplar!

Bugün geçmişteki gibi, ABD’nin tartışmasız olarak başını çektiği bütünlüklü bir batıdan söz etmek mümkün değil. Diğer batılı emperyalistler geçmişte belli kayıtlarla ABD’yle birlikte hareket ediyorlardı. ABD’nin dünya hegemonyasının tartışmalı hale gelmesiyle birlikte bu dönem geride kaldı. Trump’ın, Avrupalı devletlerin NATO’daki sorumluluklarını yerine getirmedikleri konusundaki açıklamalarından sonra, AB ülkeleri, ortak savunma ve güvenlik politikası geliştirmekten bir Avrupa ordusu oluşturmaya dek bir dizi konuda bağımsız bir tutum izlemeye başladı. ABD’nin Almanya’nın damgasını vurduğu uluslararası ticari anlaşmalar ile Paris iklim anlaşmasından imzasını çekmesiyle çelişkiler daha da büyüdü. AB giderek bağımsız hareket etmeye yönelmektedir. Ortadoğu, Ukrayna, Rusya ile ilişkiler ve Çin’e karşı izlenen politikalardaki farklılık, bunun somut görünümleridir.

Türk sermaye devleti ve Erdoğan bu durumu bilmekte, ABD ile Rusya arasındaki çelişkilerden yararlandığı gibi, ABD ile AB arasındaki çıkar çatışmalarından da yararlanmak istemektedir. Özellikle Almanya ile kapsamlı iktisadi-ticari bağları ve dünyada yaşadığı yalnızlık nedeniyle AB’ye muhtaçtır. AB de Türk sermaye devletini tümden dışlamak istememektedir. Onlar için de aslolan kirli çıkarlarıdır. Sömürü ve yağma devam ediyorsa, gerisi teferruattır.

Dinci-gerici AKP iktidarı ve Erdoğan o denli derin bir açmazın içindedir ki, bunu aşmak için her türlü tavizi vermeye hazırdır. Daha önce düşman olduğu Rusya ve Putin’le kirli çıkarlar temelinde kurduğu ilişkiler, Barzani’nin bağımsızlık referandumu üzerine düne kadar düşmanca çatışmalar içinde olduğu Irak merkezi hükümeti ve İran’la gerici ittifaka girmesi, bunun çarpıcı örnekleridir.

Kirli çıkar ve karanlık emeller dışında ilke tanımamak, yani sınırsız bir pragmatizm dinci-gericilerin en temel niteliğidir. Dolayısıyla, içinde debelendiği açmazlar nedeniyle batılı devletlerle yeniden ilişkilenmesinde şaşılacak bir şey yoktur.

Macron’un, Erdoğan’la ortak basın toplantısı sırasında dile getirdiği, Avrupa Birliği temsilcilerince de her defasında tekrarlanan “Avrupa değerleri”, bu çerçevede demokratik hak ve özgürlüklere dair sözlerine gelince, tümü de ikiyüzlü ve samimiyetten yoksundur. Fransız burjuvazisinin sermaye devleti ile kirli pazarlıklarını, bunun ifadesi kirli ihalelerini ve ticari bağlantılarını gizlemenin örtüsüdür.