Suriye krizi ve emperyalist hegemonya mücadelesi

Suriye savaşı emperyalist devletler arası mücadelenin öne çıkan cephesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla, Suriye’nin geleceği, Ortadoğu’daki emperyalist hegemonya mücadelesinin alacağı biçime sıkı sıkıya bağlıdır.

Suriye’de “barışın sağlanması ve akan kanın durması” amacıyla bugüne kadar düzenlenen sayısız “barış zirvesi”, verilen “umut” mesajlarına rağmen hayal kırıklıklarıyla sonuçlandı. Bunlardan biri de “siyasal çözüm‘” hayalleriyle 8. kez gerçekleşen ve başarısızlıkla sonuçlanan Cenevre görüşmeleri oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) özel temsilcisi Staffan de Mistura, 28 Kasım-14 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen Cenevre-8 görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlandığını itiraf etmişti. De Mistura, Suriye hükümetini diyalog ve müzakere için yol aramamakla suçlamış, “sadece terörizm hakkında konuşmak istediği” değerlendirmesinde bulunmuş, muhalif grupların gösterdiği çabayı olumlayan ifadeler kullanmıştı. 

Suriye’nin BM daimi temsilcisi Beşar Caferi ise, Suudi Arabistan ve batılı devletleri, görüşmeleri sabote etmekle suçlamıştı. Kasım ayında toplanan 2. Riyad Konferansı’nda muhalif gruplar tarafından öne sürülen, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın görevlerinden çekilmesi talebini, “Cenevre sürecini baltalayan bir şantaj” olarak nitelendirmişti. Bu talebin sonuç bildirgesinde yer almasının, BM’nin arabulucu rolünü sarstığını dile getirmişti.                               

Tüketilen “çözüm zirveleri”  

İç savaşın sona erdirilmesi için ilk uluslararası zirve 30 Haziran 2012’de Cenevre’de gerçekleştirildi. Zirveye, BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’yla birlikte AB, yanı sıra Türkiye, Katar, Kuveyt ve Arap Birliği temsilcileri katılmışlardı. Zirvede, bir geçiş hükümetinin oluşturulması ve ülkedeki tüm gruplara temsil hakkı verilmesi, çok partili serbest seçim sistemine geçilmesi kararları alınmıştı. Geçiş hükümetinde Esad’ın olmaması gerektiğini düşünen ABD ile, Esad’lı bir Suriye düşünen Rusya gibi iki emperyalist küresel güç arasındaki çelişki, zirveye damgasını vurmuştu. Cenevre-2 de hemen aynı nedenle dağılmıştı.

1 Ocak 2016’da planlanan zirve ise, başka şeylerin yanı sıra görüşmeye katılacak taraflar konusunda anlaşmaya varılmaması sonucu sürekli ertelendi ve toplanmadan son bulmuş oldu. 23 Şubat-4 Mart 2017 tarihleri arasında gerçekleşen Cenevre-4 görüşmelerinden sonra konuşan BM Suriye özel temsilcisi de Mistura, somut sonuçlar alınamasa da görüşmelerin daha olumlu havada geçtiğini ifade ederek teselli bulmuştu.

“Çözüm ve barışa” yönelik somut adımların bir türlü atılamadığı Cenevre görüşmelerinin altıncısı Mayıs 2017’de gerçekleşti. Temel başlığı, BM kararlarının uygulanması doğrultusunda somut adımlar atmaktı. Cenevre-7’de de, BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği ateşkes, terörizm, anayasa ve siyasi geçiş konuları ele alındı ve yine sonuç çıkmadı. Cenevre-8’in akibeti ise yukarıda özetlenmiş bulunuyor.

Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye, Rusya ve İran Suriye gündemiyle Moskova’da bir araya geldiler. Bu ülkelerin temsilcileri adına konuşan Putin, üç konuda anlaşmaya vardıklarını duyurdu. Türkiye, Rusya ve İran’ın insiyatifiyle 30 Aralık 2016’da Kazakistan’ın başkenti Astana’da barış görüşmeleri başlatıldı. Varılan mutabakat, 23 Ocak 2017’de sonuç bildirisiyle duyuruldu. Bildiride, Suriye’de sorunun askeri yöntemlerle çözülemeyeceği belirtiliyor, tüm muhalif gruplara Şubat ayında Cenevre’de yapılacak konferansa katılma, İŞİD ile Nusra gibi terörist gruplara karşı savaşma çağrısı yapılıyordu. Son olarak,“BM Güvenlik Konseyi’nin de teyit ettiği üzere farklı etnik ve dini kesimlerin bulunduğu demokratik bir ülke olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması” gerektiğinin altı çiziliyordu.

Astana görüşmelerinin ikinci turu, 16 Şubat 2017’de gerçekleştirildi. Rusya, Türkiye, İran, rejim temsilcileri, muhalifler, yanı sıra ilk kez garantör ülke olarak Ürdün’ün katıldığı bu görüşmenin sonucu, “Rusya, İran ve Türkiye’den oluşan bir görev gücü kurulmasına ilişkin maddenin kabul edilmesi oldu.” 14 Mart 2017’de başlayan Astana görüşmelerinin üçüncü turu, ateşkesin uygulanmasını sağlamak amacıyla daha önce kurulan mekanizmayı güçlendirme kararıyla sonuçlandı. 4. ve 5. Astana görüşmelerinin temel konusu, yedi bölgeyi kapsayan çatışmasızlık alanlarının oluşturulması idi. Bunun gerçekleşmesi için ABD ve Ürdün’ün katılması kararı alındı. İdlib’de oluşturulacak çatışmasızlık bölgeleri kapsamında varılan anlaşma gereği Türk askerinin İdlib’e gireceği 6. Astana görüşmelerinin ana konusu oldu. 30 Ekim 2017’de başlayan 7. Astana görüşmeleri; Esad rejiminin cezaevlerindeki tutukluları serbest bırakması, rejimin yaptığı ateşkes ihlalleri, tarihi bölgelerde bulunan mayınların temizlenmesi, abluka altındaki bölgelere insani yardımın ulaştırılması başlıklarını taşıyordu. Bu görüşme de hezimetle sonuçlandı.

Tümü de iflasla sonuçlanan bu zirveleri Soçi Zirvesi izledi. Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin ve Hasan Ruhani’nin bir araya geldigi bu zirvenin iç savaşın bitirilmesinde önemli bir adım olduğu ifade edildi. Suriye’de tüm tarafların katılacağı Ulusal Diyalog Kongresi düzenlenecek, PYD’nin kongreye katılması durumunda Türkiye görüşmelere katılmayacak, ülke genelinde BM gözetiminde demokratik seçimler yapılacak vb. açıklamalar yapıldı. Gelişmelerin seyrinin çözümsüzlük olduğu biliniyor.

İki büyük küresel güç olan ABD ve Rusya ile birlikte gerici bölgesel güçler arasındaki çıkar çatışmaları, Suriye Kürtlerinin durumu, bu girişimlerin sonuçsuz kalmasının nedenleri arasındadır. PYD ve YPG, Rusya ve ABD ile batılı emperyalistler tarafından meşru sayılmaktadır. Rusya ve ABD, hegemonya mücadelesinin bir sonucu olarak bölgedeki çıkarları gereği YPG’yi destekleyerek kendi etki alanında tutmaya çalışmaktadır. Bu durum, Kürt eksenli bölge politikası iflasla sonuçlanmış bulunan Türk sermaye devletinin iki küresel güç arasındaki manevra alanını önemli ölçüde daraltmış, onu yeni bir açmazla yüz yüze bırakmıştır. Suriye savaşında böyle bir rol oynayan Kürtleri “çözüm ve barış” masası dışında tutarak adım atılamayacağı için Rusya yeni bir Soçi Zirvesi planlanmaktadır.

Ortadoğu’da istikrarsız, çatışma ve savaş dinamiği

Bizzat kendisi tarafından yaratılan ve büyük bir güç haline getirilen IŞİD’in terörüne karşı mücadele gibi tiksindirici bir gerekçeyle ABD’nin 2014 yılında Suriye savaşına dolaysız olarak katılması, 2015 Eylül’ünde Rusya’nın bölgeye etkin bir giriş yapması, bölgedeki güç dengelerini değiştirdi.

Rusya’nın Suriye’nin yanında savaşa girmesi, ABD’nin çıkar ve hesaplarına büyük bir darbe oldu. Rusya bölgeye etkin bir çıkış yapmakla ABD’nin hesaplarını boşa düşürmekle kalmayacak, başarıyla çıkması durumunda ABD emperyalizminin küresel güç konumunu da sarsacaktı.

Dolayısıyla her iki emperyalist gücün derdi, Suriye halkının çektiği acılar, yaşadığı kıyımlar değil, Ortadoğu’daki emperyalist çıkarlarıdır. “Siyasal çözüm ve barış” girişimleri de bu amaca hizmet etmektedir. “Suriye krizine çözüm” adı altında Suriye’ye ve onun üzerinde bölgeye yeni bir biçim vermek ve bölgedeki emperyalist hegemonya mücadelesini yeni biçimler içinde sürdürmektir.

Tüm dünyada olduğu gibi Ortadoğu’daki olaylar, barış değil istikrarsızlık, çatışmalar, sertleşen emperyalist nüfuz mücadeleleri yönünde seyretmektedir. Ortadoğu’da bunu doğrulayan sayısız gelişme yaşanmaktadır. Barışın en çok konuşulduğu bir aşamada ABD ve Rusya birbirlerine karşı hamleler yapmaktadır.

Trump’ın Ortadoğu politikasının ana ekseni saldırganlıktır. Son Kudüs çıkışıyla İsrail’e sınırsız desteği sürdürmek, İsrail’in Suriye’ye saldırılarını susarak onaylamak, İran’ı daha somut olarak saldırı tahtasına oturtmak, Körfez’in gerici güçleriyle İran’a karşı ittifakı sıkılaştırmak, Rojava’daki etki sahalarını genişletip güçlendirmek, YPG’yi düzenli ordu haline getirme eğilimi, Suriye rejimiyle yeniden savaşma işaretleri vermek, ABD’nin izlediği politikaların başlıcalarıdır. Bütün bunları Rusya’ya karşı adımlar tamamlamaktadır. 

Suriye savaşı emperyalist devletler arası mücadelenin öne çıkan cephesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla, Suriye’nin geleceği, Ortadoğu’daki emperyalist hegemonya mücadelesinin alacağı biçime sıkı sıkıya bağlıdır.

Emperyalist-kapitalist sistemin çok yönlü yapısal krizi, emperyalistler arası çelişki ve çatışmaları derinleştirmekte, rekabeti kızıştırmakta, nüfuz mücadelelerini sertleştirmekte, militarizmi tırmandırmakta, bunların bir sonucu olarak saldırganlık ve savaşları çoğaltmaktadır. Suriye ve Ortadoğu’da yaşananlar bunların doğal sonuçları olarak karşımızda durmaktadır. Bunu değiştirebilecek tek şey, işçi ve emekçiler ile bölge halklarının emperyalizme ve bölge gericiliğine karşı devrimci mücadele birliğidir.