Rus basınında geçen hafta: Uçak krizi sonrası Türkiye’de neler oldu? - Andrey İsaev

Voyennoye Obozreniye haber sitesi yorumcularından Yevgeniy Damantsev, Türkiye’nin savunma politikasını ele alırken Rus-Türk uçak krizi sonrasında Ankara’nın tutumunu büyük ölçüde gözden geçirdiğini iddia etti. Yazar bunun ispatı olarak Türkiye’nin “El Nusra ve IŞİD’e desteğini kesmesini, ABD destekli YPJ/YPG’yi engellemenin ancak Moskova’nın siyasi ve askeri yardımı ile mümkün olduğunu anlamasını” gösterdi.

Türkiye’nin yakın geleceğini tahmin etmeye çalışan EADaily ajansı, ülkede ne kadar yeni ve “İYİ” parti çıksa da AKP’nin siyasi tekelinin 2019’dan sonra da devam edeceğini belirtti.

Bununla beraber ajansın dediği gibi “NATO ve AB’nin Ankara’ya yaptığı baskı” Türkiye hükümetini germeye devam edecek. Batı ile her yeni sürtüşme Türkiye ekonomisine olumsuz etki yaratır. 2018’de ekonomide beklenen yüzde 7’lik artış, yüzde 13’e varacak enflasyon ile “nötralize” olacak. Üstelik Suriye operasyonu, Irak’a silahlı akınlar, ülke içinde terörle mücadele gibi faktörler bütçeye büyük yük getiriyor.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra işten çıkarılan 150 bin kişi ayrı bir sorun oluşturuyor. Başka deyişle Recep Tayyip Erdoğan hem Batı ile denge kurmak hem İran’da olduğu gibi sosyal patlamayı engellemek zorunda.

Düşmanları, hatta inatçı partnerlerine ağır baskı yapma kabiliyetini açıkça gösteren “belirli dış güçler”, kapalı ve sıkı sisteme sahip İran’ı bile bugünlerde sarstığına göre Türkiye’yi ciddi bir tehlike bekleyebilir.

Ajansa göre bunun üzerine Erdoğan’ın, AB ve NATO’yla tamamen karşı karşıya gelme ve Batı’ya kulak vermeme lüksü yok.

“Türkiye’nin AB adaylığı artık söz konusu değilken Avrupa ülkeleri Türkiye’yi uzaklaştıramaz.” yorumunu yapan ajans, 15 yıldır “Türkiye’nin siyasi gündemini belirleyen AKP” 2023’e kadar da yerini kimseye kaptırmaz ifadesi ile analizi bitirdi.

Voyennoye Obozreniye haber sitesi yorumcularından Yevgeniy Damantsev Türkiye’nin savunma politikasını ele alırken Rus-Türk uçak krizi sonrasında Ankara’nın tutumunu büyük ölçüde gözden geçirdiğini iddia etti. Yazar bunun ispatı olarak Türkiye’nin “El Nusra ve IŞİD’e desteğini kesmesini, ABD destekli YPJ/YPG’yi engellemenin ancak Moskova’nın siyasi ve askeri yardımı ile mümkün olduğunu anlamasını” gösterdi.

Neticede S-400 sözleşmesini imzalayan ve Suriye Kürdistan’ının kuzey bölgelerini “ateş altında tutma pozisyonuna” gelen Ankara, bununla yetinmek niyetinde değil. Türkiye’nin askeri yayılması komşu ülkelerin ötesine gidiyor.
Damantsev, 2017’nin en sonunda Türkiye ile Sudan arasında imzalanan Sevakin Sözleşmesi sayesinde 3-5 sene sonra adanın bir Türk askeri üssü haline gelebileceğini öne sürdü. Kendisine göre konumu itibarı ile olası TSK üssü, Rusya’nın Port-Sudan ve Çin’in Cibuti üsleri ile eşdeğer olacak.

Sevakin üssü sayesinde Türkiye Ön Asya’daki etkisini kat kat artıracak. Yazar, Ankara “Suriye Kürt sorununu şiddet yoluyla” çözmeye kalktığı halde YPG/YPJ’nin arkasında duran ABD’nin, Halep’teki Türkiye yanlısı militanları doğrudan vurma ihtimalinin epey büyük olduğunu iddia etti. Öyle olursa Sevakin üssü A2/AD stratejisini uygulayarak Akdeniz’e güneyden girmeye çalışan Amerikan uçak gemilerine Süveyş Kanalı’nı kapatacak. Damantsev, o takdirde tabii ki “Lockheed Martin” ile yapılan ve 100 adet F-35A uçağını kapsayan kontrat rafa kalksa da, Türkiye S-400 alımı ile ABD ve Avrupa savunma sanayisine bağlı olmadığını gösterdi. Bunun yanı sıra Sevakin üssü, Türkiye limanları ile Körfez arasında önemli bir lojistik nokta olacak. Damantsev’e göre nedeni, gerekirse Katar ile diğer Körfez ülkeleri arasındaki krize karışabilmek.

Neden mi?

Damantsev konuyla ilgili, “Türkiye’nin hem Şam (dolayısıyla da Rusya) karşıtı Özgür Suriye Ordusu (FSA)  hem ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) karşı aldığı tutum, iki süper güçle ciddi gerilime yol açabildiği için, ABD’den LPG ve Rusya’dan doğalgaz sevkiyatını olumsuz etkileyebilir. Uçak krizinden hemen sonra Ankara’nın Doha ile LPG kontratını imzaladığını hemen hatırlatalım” dedi.

Bunun yanı sıra yorumcuya göre Ankara’nın onayı olmadan Washington’un Ön Asya’da giriştiği herhangi bir askeri operasyonda Katar ve olası Sevakin üsleri Amerikan el-Ubeyd üssünü bloke edebilecek. Yazar, bu senaryonun “kısa zamanda” gerçekleşebileceğini iddia etti.

Yazıyı bitirirken Damantsev, “Geçen sene Mısır havalimanlarını kullanma hakkını elde eden Rusya’nın Port-Sudan ve Çin’in Cibuti üslerinin Amerikan filosunu tamamen devre dışı bırakma imkanına sahip olduklarını hesaba katarsak, ABD saldırgan planlarını kısıtlamak zorunda olacak, Türkiye’nin ise ‘bölgesel süper güç statüsüne bir adım daha yaklaşacağını görürüz’ ifadesini kullandı.

Ekonomiden siyasi yöne değişen protestoların İran’ı nasıl etkileyebileceğini değerlendirmeye çalışan REGNUM ajansı yazarı Stanislav Tarasov, Rus OrtdDoğu uzmanı Mihail Belyayev’e atıfta bulunarak son gelişmelerin ülkeyi “Şii İslamcı” rejiminden “Pers milliyetçiliği ve Paniranizm”e dayanan rejime kaydıracağını öne sürdü.

İşin enteresan tarafı şu ki İranlıların sadece yüzde 58’inin anadili Farsça, geri kalanlarının anadilleri ise “Türkice”, Kürtçe, Arapça, Lurca v.s. Dolayısıyla “Pers milliyetçiliğine” doğru dönüşüm, kaçınılmaz bir şekilde ülkenin parçalanmasına yol açacak, İran’ın en kalabalık Azeri azınlığını ön plana çıkaracak. Azeri kökenli vatandaşlar zaten ülkenin yönetici elitine çoktan girmiş durumda, İran’ın Cumhurbaşkanı Ruhani de Azeri bir soydan geliyor.

Tarasov, protestolar başlar başlamaz Türkiye’nin hemen İran’a destek verdiğine dair açıklamasının, iki ülkenin Suriye’de işbirliği içinde hareket etmesinden mi yoksa İran’ın büyük ölçüde kardeş Azeriler tarafından yönetilmesinden mi kaynaklandığını sordu.

Bakü’nün tutumuna gelince yazar, ülkenin resmi ideolojisi ile tarih yazılışındaki yaklaşımın, “kadim ve yekpare” Azerbaycan’ın “yapay bir şekilde” ikiye bölündüğü yönünde olduğunu öne sürerek, İran ciddi bir kargaşaya girerse acaba Bakü’nün (ve başkaların) davranışı ne olacak diye sordu.

Gazete Duvar / 13.01.18